Banka soygunu

Banka soygunu
Banka soygunu

Keriman Bayatoğlu bazı şeylerin sadece filmlerde olacağını bilen insanlardandı. Zaten adından da memnun değildi. Kız olacağı düşünüldüğü için adı doğumundan önce babası tarafından “Neriman” olarak tasarlanmıştı.

Ebesinin elinde baş aşağı vaziyette ciyaklayan bebeğin bir sapı olduğu görülünce anne bebeğinin adını “Ömer” koymak istemiş ama baba yine devreye girerek “Neriman”a yakın bir isim olan “Keriman” diye tutturmuştu. O zamanlar evde babaların dediği oluyordu ve öyle oldu. Tabii pek çok kişi, “Keriman da erkek ismi değil.” dediler, ama baba buna pek aldırmadı. Bu tuhaf isim hadisesi ile alakası yoktur tabii ama Keriman Bayatoğlu hayatı boyunca bir baltaya sap olamadı. Okulları bitiremedi. İşlerde tutunamadı. Biraz avare oldu ama bunu abartıp serseri bile olamadı. Parasızlık ve avarelik günün birinde canına tak dedi ve banka soymaya karar verdi.

Elbette bazı şeyler sadece filmlerde olurdu ama bazen de bir demir kapıya omuz atmak gerekirdi.

Önce soyacağı bankayı seçmeliydi, o bankanın kasasında çok para olup olmaması haricen bir meseleydi elbette ama sansasyon yaratacak da bir şube olmalıydı. “Kim böyle bir şeye cesaret etmiş, helal olsun.” dedirtmeliydi. Akabinde paraya da para dememeliydi. Paraya para demiyordu zaten. Ama deyimin manası üzere değil, paraya pek kıymet vermiyordu. Bu yüzden para demiyordu, bu yüzden para kazanmayı pek beceremiyor, para kazanmayı beceremediği gibi kazandığı kadarını tutmayı da beceremiyordu. Hâsılı kelam şubeyi iyi seçmeli, bunun için epeyce tetkik yapmalı ve araştırmalıydı. Sonra?

Sonra bankanın personeli hakkında bilgi toplamalıydı; güvenlik elemanından veznedarlarına, bireyselcilerinden kurumsalcılarına, hatta hizmetlisinden şube müdürüne. Akabinde bu bilgileri analiz etmeliydi. Hangi karakter kendisine zorluk çıkarır, zira filmlerde böyle yapılıyordu, önce ekarte edilmesi gereken kim olabilir, olmalıdır; güvenlikçi mesela zorda kalırsa ateş eder mi silahını çıkarıp, öyle ya, bir güvenlikçi hırsıza ateş etti diye tutuklanmıştı yıllar önce. Belki de etmezdi, banka sigortalıydı muhakkak, neden kendini riske atsındı. Ama gururlu bir tipse, mahallede arkadaşları, “Nasıl soydurdun lan bankayı güvenmemelik.” derse diye düşünürse, ederdi belki de, bunu da düşünmeliydi. Adamın karakter analizinden çıkardı ortaya vaziyet. Adamın, daha doğrusu bütün personelin karakter analizini nasıl yapacağını ise bilmiyordu henüz elbette. Buna da çalışmalıydı. Ayrıca bankayı seçti diyelim, sansasyon filan için şık bir şube; havalı ve merkezi, ama ya ulaşım? Bankayı soymaya otobüsle mi gidecekti? Saçma olurdu. Metroya yakın bir banka olmalıydı. Hayır, elbette bankayı soymaya toplu taşımayla gitmeyecekti, ama belki de halkın arasına karışması gerekiyordu. Bu devirde, her yerde kameralar, polis helikopteri, her haltı kayda alan dünya vatandaşları, bütün bunların arasında bankanın önünden bir arabayla kaçmaya çalışsa… Trafiğe takılırdı. Saat önemli değildi, lokasyon da önemli değildi, trafiğe takılır hemen yakalanırdı. Evet, metroya yakın bir şube olmalıydı belki de. Gerçekten, bunu şaka olsun düşünmüştü ama… Ama elinde bir çuval para ile metroya nasıl binecekti. Başka bir çare ya da çuvalla metroya binmesine yarayacak bir çözüm düşünmeliydi. Ne diyordu? “Evet, hangi şube olacak?” Bunu belirlemekle başlamalıydı. Sonrasında… Hayır aslında.

Keriman Bayatoğlu bir zorlukla karşılaştığında, birazcık kafası karıştığında, biraz bedensel ya da zihinsel çaba harcamasını gerektirecek bir düğüm anı ile karşılaştığında hep aynı şeyi yapardı. Dönerdi arkasını ve ters istikamete doğru yürürdü. Vazgeçerdi yapmak üzere olduğu ya da yapmaya çalıştığı şeyi yapmaktan. Ama bu sefer.

Kırk yaşına girmişti geçen sene. Demek bu sene kırk birdi. Çok fenaydı bu. “Kırk bir kere yazıklar olsun!” dedi kendisine içinden. Sonra da kahkaha attı kocaman. Evet, Keriman Bayatoğlu’nda kendinden başlayıp kendinde biten bir muziplik de vardı.

Ama bu sefer vazgeçmek istemedi. Bazı şeylerin sadece filmlerde olduğunu bildiği halde. Zaten adından da memnun değildi.

Çalışmaya devam etmesi gerekiyordu, düşünmeye devam etmesi gerekiyordu.

“Şube seçimi için yapılacaklar” diye not aldı. Başlık buydu. Gerisini düşünecekti, araştıracaktı. “Personel listesini elde etmek için yapılacaklar”. Bunu da not aldı. Bu da ikinci başlıktı. Gerisi gelecekti, düşünülecek, araştırılacak. “Karakter analizi için yapılacaklar”. Bu da üçüncü başlıktı. Sonra? Ulaşım. Metro diye yaptığı muziplik şu an kendisine mantıklı geliyordu. Ama hem halkın arasına karışıp, hem hızlı yol alması da gerekiyordu. Metro kalabalık olabilirdi. Yürüyen merdivenler yürümüyor olabilirdi. O halde, bir elektrikli kaykay alsa tutacağı olanlardan… Martı diyorlar. Nasıl alacaktı? Martı kiralanırdı. Tabii, gider bankanın önüne park eder, sonra içeri girer, soygunu yapar, sonra çıkar, bakar ki martı uçmuş. Başkası okutmuş kartını, semaya dalmış. Olmazdı. Kendisine ait olmalıydı. Sonra birden fazla kişiyi görebilmesi gerekiyordu çünkü kendisi “boni” ise bir “klayt” yoktu. Birkaç kameralı bir başlık taksa kafasına, hem maske görevi de görmüş oluyordu bu kask bir nevi. Elektrikli ve tutacaklı kaykaya da binecek kasklı insan kaynıyordu sokaklar, kalabalığa karışması kolaylaşırdı. Kar maskesinden bir milyon kat daha iyiydi. Evet, kask almalıydı ve birkaç da aksiyon kamerası. “Onları kaska tutturmaya yarayan aparat”. Not aldı yine; “bir elektrikli ve tutamaçlı kaykay, Skutır” dediklerinden. “Bir kask. Üç doküman kamerası. Kameraları kaska tutturan aparatlar. Ya üç tane, ya da üçlüsü varsa bir tane.” Keyfi yerine geldi, harika gidiyordu planlama işi. Korkutma ve caydırıcılık için silah ya da ona benzer bir şey. En azından kurusıkı bir tabanca. Ama onların namlusu tıpalı oluyordu, anlaşılırdı. Gerçek bir silah? Daha neler. “Gerçeğe çok yakın bir maket silah. Siyah, sert plastikten”. Bunu da not aldı. Para çuvalı peki? Bankaya “Çuvalınız var mı?” diyecek değildi. Çöp poşeti en iyisi. Dikkat çekmez. Battal boy. Sonra? Önce alınacakları halledip, ilk üç başlığı ise satın aldıklarının teslimini beklerken düşünse ve planlasa… Evet, ama alacakları için kendi adresini verirse, bu dikkat çeker miydi acaba. Filmlerde suçlular böyle bulunuyordu. “Daha neler.” dedi. Öyle şeyler sadece filmlerde olur. Bazı şeylerin sadece filmlerde olduğunu bilen bir insan olduğu için şanslıydı Keriman Bayatoğlu. Haricen insan, bazen bir demir kapıya omuz atmalıydı.

Düğmesine basıldığı an önce iki kez hır hırç diye bir ses çıkaran sonra da su motoru sesiyle yoluna devam eden eski masaüstü bilgisayarını açtı Keriman Bayatoğlu. Son maddelerde sıraladıklarını arattı internette. Üç boyutlu yazıcılar ile her şeyi üretmek mümkünmüş, bunu öğrendi; çizimi veriyorsun, tırt tırt. Diğer meseleler… Alışveriş sekmesine tıklayarak; fiyatları gördü, not aldı, alt alta yazdı. Bunların hepsini tek bir yerden alsa, kargo ücretinden kurtulurdu. Ne saçma, bunlar yani çöp poşeti hariç diğerleri ücretsiz kargo hizmeti alabileceği kadar pahalılardı. Ama bir dakika… Parası yoktu ki. Birkaç saniye donakaldı. Birkaç saniyenin geçmesi on onbeş saniye sürdü. Arkasına yaslandı.

Söylemeye gerek var mı, evet canı sıkılmıştı çok fena. Ama sonra. Biraz ayağa kaldı, biraz ayakta durdu. Sonra pencereye yürüdü. Dışarıya baktı. Sonra geldi tekrar bilgisayarının başına oturdu. Çünkü aklına bir fikir geldi. Kredi yazdı. Enter’e bastı. Çıkan sonuçlara baktı. Seçti bir tanesini, bir banka internet sitesini evet. Tıkladı. Bankanın internet sitesi açıldı. Bireysel kredi kısmını buldu. Tıkladı. “Adınız soyadınız, kimlik numaranız, ne kadar kredi çekmek istiyorsunuz?” Notlarına baktı, Türk lirası cinsinden sayıları topladı, karakter analizi eğitimi için de bir bedel yazdı, toplam tutara ulaştı. Yazdı ekrana kredi miktarını. Başvurunuzu onaylıyor musunuz? Onayladı. Arkasına yaslandı tekrar.

Yorumunuzu yazın, tartışmaya katılın!

YORUMLAR
Sırala :

Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım